Bugün "sevgi azalır mı?" diye sordum küçük tanrıçama...
İlk verdiği cevap tedirgin bir ifadeyle;
-Niye ki kime sevgin azaldı ki senin? oldu.
-Hiç öylesine sordum...
-Bilmem davranışlarına bağlı herhalde beni üzseydi azalırdı. Biliyorsun çok inatçıyım. (Derken aklı sorunun kaynağındaydı...)
Sonra;
-Hlm'yi diyorsan, çok yanlış yapıyor. Bizimleyken erkek arkadaşıyla ilgilenmemeli!
-Aşık! diyerek konuyu kapattım.
Bir türlü doğruyu söyleyemedim. İlk defa yalan attım ona. Bunun suçlusu o değildi, zamandı, hayatın önümüze getirdikleriydi, bunun suçlusu benim gönlümün ta kendisiydi! Zaten soru da onun için değildi. Azalır diye endişelendiğim, aslında azalırsa da kendimi rahat hissedeceğim biri içindi...
Şöyle diyordu Ahmet Altan:
"İki kişinin içine birlikte girip bütün varlıklarını paylaşabildikleri tek bir an bile bütün hayat boyunca hatırlanmaya değecek kadar parlaklık katar yaşadıklarımıza.
Onları atmayın."
Bu paragrafçık bile azalmasına engel olmaya yeter!
En güzel sanat eserlerinden bile güzel onunla yaşadıklarım. Özlemim arttıkça ağır tempoda ilerleyen bir filmin kareleri gibi geçip gidiyor gözümün önünden her anı... Karşısına geçip haykırmak istiyorum benim seni seven, benim o anlarda hep yanında olan neden?
Tarifi yok hissettiklerimin, tarifi yok ...
İşte bu yüzden bitmiyor, işte bu yüzden azalmıyor. Her ben seni ararımdan sonra kapanıp bir daha hiç açılmayan telefonlar, umursamaz tavırlar, sorularımın cevapsız kalışı yüreğimi bir vida gibi burgu burgu deşerken "çaresiz" vazgeçemeyişim. Azalmasını istiyorum.Keşke birşeylere verebilsem kafamı, birşeylerle meşgul olabilsem. Belki atardım bu heyulayı aklımdan. Önce mesajları giderdi, sonra isminin kayıtlı olduğu numara.... ve belki de onları atmaya kıyamadığım anılarım!
İşte böyle bir öykü! Adı aşk değil!
Ama inanın ne olduğunu ben bile bilmiyorum!!!

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home