eccrinè

psikolojik güzergâhım...

Cuma, Ocak 09, 2009

Bugün annemin doğum günü, annem deyince o yürek burkan hikayeleri anlatmaktan ziyade onunla ilgili bazı anılarımı anlatmak istediğim hissi oluştu birden, herkesin annesi anne çünkü herkesin annesi fedakar, herkesin annesi şevkatli... bu tarz klişelere gerek yok:)
Annecik hatırlıyor musun bilmiyorum ama...
babam işe gittikten sonra sen küçücük beni alırdın, koltuğa uzanır, çizgi filmler izlerdik, bu alışkanlık o zamanlardan kalmış olsa gerek çocuk ruhum hala çizgifilmleri izlemekten acayip zevk alıyor:) ama kanallar eskisi gibi sabahtan akşama kadar çizgifilm vermiyor. hatta hiç vermiyor artık tek kanallı heidili dönemden, bol kanallı bol kavgalı kadın programlarının yerini yer yer izdivaç programlarına bıraktığı bir döneme geçmiş durumdayız(ülkedeki gergin hava yetmiyormuş gibi) , bide bir yenilik daha oldu ki oda ancak uydu yayınından izlenen çizgi film kanallarıydı... yoksulun çocuğunun izleyemeyeceği cinsten... Neyse annecik biz bunları takmayalım değil mi zaten son denememizde benim aşırı büyümüş cüssemle o koltuğa sığıpta bi ağız tadıyla çizgi film izleyemedik. ne koltuk aynı koltuktu, ne zaman ne de mekan, aynı tadı da yakalayamamıştık...
Yeliz'le kavgalarımızı hiç unutamıyorum, üstüne yediğimiz dayakları da... kedi köpek gibi dalaşırdık, senin sabrının bütün sınırlarını zorlayana dek! Sen boğazımıza 2 lokma daha fazla girsin, babam birikim yapsın da başımızı sokacak bir evimiz olsun diye geceni gündüzüne katıp dikiş dikerken başını şişirirdik... sonrası malüm; mezuranı kaptığın gibi... salondaki masanın etrafında 10 tur atardık. ben (zayıf atletik kız) en önde, arkamda yeloş(nispeten dobili) arkasında sen:B yakaladığının işi bitmiş demekti (yer misin, yemez misin)... ben hep kaçar kurtulur, yelizin nefesi kesilir sana av olurdu...gariban kardeşim:( az önceki kedi köpekten eser kalmaz, kardeşi için kendini feda edecek abla moduna geçerdim... kavgalarımız bitti, başka kavgaların peşine bile düşer olduk... boğazımıza hep girdi o lokmalar, birgün olsun kimseye muhtaç olmadık... evimiz oldu çok şükür ama senin kavgan hiç bitmedi, dikiş yerini çiğ köfte dükkanına bıraktı... bir ev alma umudu; çocuklarını yine kimseye muhtaç etmeden okutma derdine...
Dikiş demişken bize pazardan alıp alıp, dikmediğin kumaşlar geliyor aklıma... sinir oluyordum. Hani derler ya terzi kendi söküğünü dikemez. hakatten doğruymuş! bir tanecik pantolon diktirene kadar akla karayı seçiyorduk... kumaşın modası geçiyor, bayram sabahları geliyor geçiyor, o elbiseler dikilmiyordu. Annenden taraf içinde birşey kaldı mı deseler bir bu kalmıştı derim dicem ama her ne kadar şehir dışında öğrenciliğimin 3. senesi bitmesine rağmen perdelerimin güneşlikleri hala dikilmemiş olsa da onu anlıyorum derim...
bide bazı bayramlarda sabahlayıp, bittirdiğin ama teğellerini misafirliğe gittiğimiz evlerde farkedip temizlediğimiz elbiseleri saymazsak:) (hakkını yemeyelim şimdi)...
Dayımın öldüğü seneyi hiç unutamıyorum. Depresyon geçiriyordun, hiç iyi değildin, hep uyuyor uyanınca bizimle ilgilenmiyordun, o dönemi seninde çok iyi hatırladığını hala ezikliğiyle o zamanlar size bakamadım diye özür dilediğini de haıtrlıyorum. Ben seni affettim canım benim... Sevdiğini kaybetmenin ne kadar acı ve büyük bir boşluk hissi oluş
turduğunu ne yazık ki verdiğimiz son sınavda anannemi yolcularken öğrendim...

Doğum günün kutlu olsun annem, umarım hep doğum günlerine şahit olurum...
Seni seviyorum...

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home