eccrinè

psikolojik güzergâhım...

Salı, Ekim 30, 2007

" ' Yalnızım...'
Bunca acı tek bir söze nasıl sığabiliyordu...
Aldım bu sözü dudaklarınızdan, saplayıp kalbimi onunla parçaladım...
O söz ki;
rengi yarım kalmış aşkların tarifsiz esmerliğine kaçıyordu...
O söz ki;
sapladıkça kalbimin her parçasına yüzünüzü yeniden çiziyordu...
Şimdi içimde binlerce yüz oldunuz...
Şimdi içimde binlerce siz oldunuz...."
Cezmi Ersöz / Şizofren Aşka Mektup

Pazar, Ekim 28, 2007

Unutmak istemedim...

Dolabımı toplarken bir kağıt ilişti gözüme, atmaya kıyamadım anlaşılan uzun zaman atmaya kıyamamışım. Güzel duygularla yazdığım bir kağıt tekrar yaşamak istediğim şeyleri hatırlatan... Bu bir web günlüğüyse ve benim günlüğümse bu kağıtta burada değer kazanmalı diye düşündüm...

Gerçek kopuş birkaç saat sonra yüzlerini bir daha hiç görmeyeceğin insanlarla geçirdiğin acı dolu dakikalar mıydı yoksa onu bir daha hiç görememekten korkmak mı? Daha ayrılık vaktine haftalar olduğunu düşündüğün ve birtek kelimeye dahi ihtiyaç duymadığın anlar ayrılıkmışta haberin yokmuş...
Bir dershane sınıfında tesadüfen bir araya gelmiş insan yığını... Onlara alışmak, isimlerini ezberlemek, düşünce sistemlerinin şifrelerini kırmak, hergün biraz daha derinden, hergün biraz daha kıvrımlı yollarında kaybolmak hatta içlerinden birinin büyüsünde yok olmak!... Sonsuzluk kavramının bir insan nûtfesinden başka birşey olmadığını anlamak, parçalara ayrılmak, bitmek, tükenmek, en uzak ihtimallerin aslında hiçte uzak olmaması.... Sonun sonsuzluğunda var olmak ta ki o güzel meleğe hoşgeldin diyene kadar!
Varım varlığını istemeyerek unutacağım insanlar; ama sizin için var olduğumu bilmek ne mümkün!

17.06.04/ 18:30/Adapazarı

Cumartesi, Ekim 13, 2007

Sukût-u Hayal

Perşembe, Ekim 11, 2007

Kusursuz Bir Cinayet...

Ne çabuk tükettin herşeyi! Dün, üzerinde ihramla secde ettiğin tanrıçayı bugün;
- Amaaaaan kırılırsa kırılsın, ne yapayım!
dediğin kristal bir oyuncağa dönüştürüyorsun....

İNSANOĞLU; ins* ten gelen insanoğlu... İki gün önce ne yediğimizi hatırlamıyoruz. Televizyonda bir ay önce hayranlıkla izlediğimiz insan bize bugün hiçte cazip gelmiyor ya da çok korktuğumuz deprem!!! Bugün onun yabancısı olanlara gülerek anlatacağımız bir eğlencelik mi olacaktı! İnanın o gün bunu hiç düşünmemiştim. Kitaplar tüketiyoruz, sayfalarca bilgi... Tüketmek öldürmek demek. Bu illa birini tabancayla vurmak anlamına gelmiyor. Hergün milyonlarca şey giriyor hayatımıza ve bir diğer gün yok oluveriyor. İnsanlar giriyor, onlarla ailenle birlikte geçirdiğinden daha fazla vakit geçiriyorsun sonra birgün gidiyorlar, hepsi birden.... Bazıları oluyor ki onsuz hayatın hiçbir anlamı olmadığını, onu tanımadan önceki yaşamının koca bir boşluk olduğunu, onun siması olmazsa nefes alamayacağını düşünüyorsun. Kısacası onu ilahlaştırıyorsun "bir tutku"
- Evet tutku!!
- Sonra??
- Ondan da ötesi...
- Tutkunun ötesi var mı? Tarifi ne??
- "Tanrı"
- Yoksa onu tanrılaştırıyor musun?
- Evet aynen öyle!!!
Sonra birgün oda gidiyor... Önce "O"nun reeliğini kaybediyorsun, sonra kelimeleri uçuşuyor boşlukta birer birer... Düşüncesi mi kelimeler olmazsa düşüncenin ne önemi var!! Sonra siması kayboluyor gözlerinin ferinden ve HATIRALAR.... Hatıraları hayal etmek için siması gerek!! Siması olmayan hatıralar hatıra olmaz! Hatıralarda tükenir birgün çekip gider hayatımızdan!
Dedim ya herşeyi tüketiyoruz. Yaşamak için tüketmek gerek. Ekolojik dengelerin kaynağı bu! Bir saprofit parçaladığı insan leşinin doğaya neler kazandırdığını bilseydi , onu parçalamazdı. Çünkü o bir parazit zarar vermek için yaratıldığını düşünür herkes; onun ise tek amacı hayatta kalmaktır...O doğaya azot verir bir çiçek onun sayesinde hayat bulur, yeşerir, insana hizmet eder. (estetik hazlar) Koskoca kainatta hiçbirşey zayi olmaz, tüketilir ve yeniden can bulur. İnsanlar ölür ve yeniden başka bir surette çıkar karşımıza... İşte budur yaşamın kuralı!


Kusursuz bir cinayettir ama, yaptıklarımız ROL icabı.....

* ins: unutmak